Cinsiyet:

Meme kanseri açısında en önemli risk faktörlerinden birisi kadın olmaktır. Menarşla birlikte meme kanseri gelişiminde rolü bilinen östrojen hormonuna maruz kalan kadınlar meme kanseri açısından erkeklere göre daha riskliler. Tüm meme kanserlerini sadece %1’i erkeklerde görülmektedir.

 

Yaş:

Meme kanseri görülme oranı yaş ile birlikte artmaktadır. Otuz yaşın altında yaklaşık 2200 kadından birinde meme kanseri görülme riski varken bu oran 50–60 yaşlarda 23 de 1 e70–80 yaşlarda ise 10 da 1 e kadar yükselmektedir. Ömür boyu riskin 8 de 1 olduğu hesaplanan meme kanseri görülme insidansı da 40–44 yaş arasında 100000 de 127 iken bu oran 70–74 yaş arasında 100000 de 450 ye çıkmaktadır. Yaş ile meme kanseri riskin artması östrojenin birikmiş etkisine bağlanmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda Amerika ve İsveç gibi batı toplumlarında menapozdan sonrada risk artışının sürdüğü vurgulanırken Japonya’da ve Kolombiya’da riskin plato yapığı gösterilmiştir.

 

Coğrafya ve Irk:

Bazı çoğrafi bölgelerde yaşılanlarda meme kanseri daha çok görülürken Çin, Japonya gibi doğu asya ülkelerinde meme kanseri nispeten az görülmektedir. Bunun ırksal bazı farklılıklardan olabileceği vurgulanmakla birlikte bu bölgeden meme kanserinin çok görüldüğü bölgelere örneğin Amerika Birleşik Devletlerine göç edenlerde riskin 10 yılda eşitlendiği görülmektdir. Bu da risk artışının hayat tarzı,çevresel faktörler ve diyete bağlı olabileceğini düşündürmektedir. Yüksek sosyoekonomik durumlu kişilerde rölatif risk 1,2 olarak tespit edilirken yine kırsal alanda yaşayanlara göre şehirde yaşayanlarda riskin 1,17 kat artığı yapılan çalışmalarda tespit edilmiştir. Burada özellikle kırsal alanda daha doğal ürünlerle beslenmenin etken olabileceği düşünülse de şehirliliğin ve ekonomik durumun iyililiğinin doktora gitme ve tanı koyulması açısından daha bilinçli olmayla birlikte olduğunu da göz ardı etmemek gerekir.

 

Genetik:

Meme kanserinin %5-10 unun genetik bir geçişle geliştiği bilinmektedir. Bu genetik geçiş bazı mutant genlerin geçişi ile olmaktadır. Yüksek penetrasyon gösteren genleri taşıyanların meme kanseri risklerinin artığı bilinmektedir. Bu genlerden BRCA 1 ve BRCA 2 genleri ile yapılan çalışmalarda bu gen taşıyıcılarının meme kanseri olma riski normal popülasyona göre 10 kat fazla olarak hesaplanmaktadır. Bu nedenle bu genlerin var olup olmadığının test edilmesi gündeme gelmiştir. Ancak toplumda herkeste bu genlerin araştırılmasının bir tarama şeklinde yapılması günümüzde mümkün değildir. Bu nedenle özellikle aile hikayesi olanlarda bazı istatistiki yöntemlerle bu genlerin olma olasılığı araştırılmakta daha sonra genetik test yapılmaktadır. Bu konuya ileride değinilecektir. Li Fraumeni sendromuna yol açan p53 gen mutasyonu bulunanlarda rölatif risk 18 olarak tespit edilirken, ATM (ataxia telangiectasia mutated) geni taşıyıcılarında 50 yaşa kadar risk %11 iken 70 yaşına gelindiğinde bu risk%30 a çıkmaktadır. PTEN geni olanlarda (Cowden hastalığı) meme kanseri hayat görülme riski %25-50’lere kadar yükselmektedir. Bunun yanında NBS1 (Nijmegan breakage sendromu.) LKB1 (Peutz-Jeghers sendromu) gen taşıyıcılıklarında da meme kanseri riskinin normal topluma göre artmış olduğu bilinmektedir. Düşük penetrasyon gösteren fibrozis genleri ve obezite genleri gibi genlerinde dış ve iç bazı risk faktörleri ile birlikte sporadik meme kanseri oluşması riskini artırıldığı bilinmektedir.

 

Aile hikâyesi:

Özelikle birinci derece akrabalarda (Anne, kız, kızkardeş) meme kanseri olması en önemli risk faktörlerinden bir tanesidir. Meme kanseri olanları %12 sinde bir tane birinci derece akrabasında meme kanseri tespit edilmekte yine %1 meme kanserinde ise 2 veya daha fazla birinci derecede akrabada meme kanseri olduğu gösterilmiştir. Bir birinci derece akrabada meme kanseri olan kişinin rölatif riski 1,8 iken, 2 birinci derece akrabası olanda bu risk 2,9’a üç birinci derece akrabasında meme kanseri olanda ise 3,9 a çıkmaktadır. Bu kanserlilerin birçoğunda genetik bir geçiş gösterilememiştir. Genetik ile birlikte çevresel faktörlerinde bu kanserlerin oluşmasında rol oynadığı düşünülmektedir.

 

Reprodüktif faktörler:

Östrojen hormonun meme kanseri gelişimindeki önemi bilinmektedir. Dolayısıyla östrojen hormonu etkisine daha fazla maruz kalınmasının riski artıracağı beklenmelidir. Yapılan toplum çalışmalarında erken menarşın veya geç menopozun meme kanseri riskini bir miktar artırdığı tespit edilmiştir. Menarş yaşının 12 nin altında olması 14 ün üstünde olması ile karşılaştırıldığında meme kanseri riskinin erken menarş olanlarda %10–20 artığı tespit edilmiştir. Yine ilk mensturasyonu 12 yaş öncesinde olanlarda rölatif risk 1,5 olarak tespit edilmiştir. Ellibeş yaşın üzerinde menopoz olan kadınlarda ise rölatif risk 2 bir ve risk her yıl

%3 oranında artmaktadır. Doğum yapmış olmak ve emzirmenin meme kanseri riskin azalttığı da bilinmektedir. Özellikle bu konuda ilk doğum yaşı önemlidir. Hiç doğurmamış ya da 35 yaş üstü doğum yapmış olanlarda meme kanseri riski bir miktar fazladır. 20 yaş altında doğum yapanlar ile 30 yaş üstünde doğum yapanlar karşılaştırıldığında ilk grubun riskin ikinci gruba göre %50 azaldığı tespit edilmiştir. Laktasyonun da özellikle 12 ayın üzerinde olduğunda meme kanseri riskini %7 azalttığı tespit edilmiştir.

 

Meme doku değişiklikleri:

Bir memesinde meme kanseri olanlarda diğer meme de kanser oluşma riski 3-4 kat artmaktadır. Herhangi bir nedenle meme biyopsisi yapılmış hastanın biyopsi sonucunda çıkan bazı proliferatif lezyonlar meme kanseri röatif riskini artırmaktadır.

Patolojisi şiddetli atipik hiperplazi olanlarda rölatif risk 3,5 tir, aile hikayesi olanlarda ise bu oran 8,9 a yükselmekte. LCIS (lobular karsinoma insitu) da rölatif risk ise 8–10 olarak tespit edilmiştir.

Histopatolojik sonucuna bakmaksızın da meme biyopsisi yapılmış olmak meme kanseri riskini artırmakta. Bu artış biyopsi sonucu çıkan histopatolojik tanıya bağlı olmadan rölatif risk 1,5 -1,8 arasında değişmektedir. Histopatolojik tanıya bakılmaksızın riskin artışı bu hastaların daha yakından takip edilen ve doktor kontrolüne düzenli gelen bilinçli hastalar olmasından kaynaklanabileceği düşünülmektedir.

Sitolojik atipi de meme kanseri riskini artırmaktatır. Bununla ilgili olarak yapılan çalışmalarda meme başı aspirasyon sıvısında atipik hücrelerin tespit edimesinin meme kanseri riskini 2 kat artırdığı tespit edilmiştir. Yine randomize dört meme kadranından ince iğne aspirasyon biyopsisi yapılan hastalarda tespit edilen sitolojik atipinin meme kanseri riskin 5 kat artırdığı tespit edilmiştir. Duktal lavaj ile ilgili yapılan çalışmalarda ise sitolojik atipi olanlarda meme kanserinin 2-5 kat fazla görüldüğü tespit edilmiştir. Ancak bu tetkiklerin tarama amaçlı kullanılması şu an için önerilmemektedir. Yüksek riskli hastalarda belki kullananılabilecek yöntemler olarak düşünülmektedir.

 

Mammografik dansite:

Mammografi filmlerinde meme dokusunun dens olması meme kanseri gelişmesi yönünden bir risk faktörüdür. Meme dansitesi %75 den fazla olanlar ile %5 den az olanlar arasında yapılan çalışmada meme kanseri riskinin meme dokusu dens olanlarda 5 kat daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir. Bununla birlikte meme dansitesi yüksek hiç doğurmamış kadınlarda rölatif risk 7 ye kadar çıkmaktadır. mammografi raporlarında BIRAD sınıflamasının yanında meme dansitesininde katagorik olarak belirtilmesi artık rutin bir uygulamadır. Radyologlar memeyi dansite yönünden 4 kategoriye ayırmaktadır.

Mammografik dansite daha fazla meme dokusu anlamına geldiğinden meme kanserinin bu kişilerde neden fazla geliştiğini anlamak ta kolay olacaktır.

 

Radyasyona maruz kalmak:

İyonize radyasyon meme kanseri için ispatlanmış bir risk faktörüdür. Bu risk radyasyon dozuna bağlı olarak artmaktadır. Radyasyona maruz kalma yaşı radyasyona bağlı meme kanseri riski için önemlidir. Yirmi yaşın altında radyasyona maruz kalanlarda risk en fazla iken menopoz sonrası maruz kalanda risk minimaldir. Gebelik sırasında radyasyona maruz kalmanın daha riskli olduğunu tespit edilmiştir. Ayrıca radyasyona maruz kalanlarda diğer risk faktörlerinin olmasının riski daha da artırdığını belirten yayınlar da vardır. On-yirmi yaş arasında radyasyona maruz kalan bayanlarda rölatif risk 20 nin üzerinde iken 20-30 yaş arsında bu oran 15 e düşmektedir. Elli yaş üzerinde ise normal toplumla aynı riske sahiptir. Radyasyona maruz kalma radyoaktif kazalar sonucu olabileceği gibi bazı hastalıkların tedavisi için kullanılan radyoterapi sonucu da olmaktadır. Japon toplumunda atom bombası sonrası ömür boyu rölatif riskteki artış 1,7 hesaplanmıştır. Tüberküloz için floroskopi yaptırmak riski 0,4–0,9 oranında artırmaktadır. Bunun yanında scoliozis için daha genç hasta kitlesine uygulanan tektik amaçlı film çekimi sonrası rölatif risk arışı 5,4 olmaktadır. Benign hastalıklar için uygulanan radyoterpi sonrası rölatif risk artışı ise 0,35–2,39 arasında değişmektedir.

 

Hormon replasman tedavisi:

Menapoz sonrası hormon tedavisi meme kanseri riskini artırmaktadır. Bu artış 5 yıldan fazla kullananlarda %20 ila %40 arasındadır (RR=1,2-1,4). Sadece östrojen içeren preparatlarla 5 yıl tedavi kullananlarda risk %10 artarken östrojen ve progesteron içeren preparatlar kullanıldığında ise bu oran %30 a çıkmaktadır.

 

Oral kontraseptif kullanımı:

Halen oral kontraseptif kullananlarda meme kanseri riski %24 artmaktadır. erken yaşta oral kontraseptif kullanmaya başlayanlarda risk daha yüksektir. Premanapozal kadınlarda OKS kullanımı meme kanseri riskini 1.19 kat artırıken, doğurmuşlarda 1.29 hiç doğum yapmamışlarda 1.24 kat artırmaktadır. uzun OKS kullanımlarda ilk full term gebelikten önce OKS kullananlarda risk 1,44 kat artmakta iken ilk gebelikten sonra kullananlarda risk artışı 1.15 e düşmektedir.

 

Alkol kullanımı:

Bir meta analizde 98 çalışmada alkolün meme kanseri riskini %22 oranında artırdığı belirlenmiştir. Bu çalışmalarda toplam 75,728 alkol kullanıcı bayan ile 60,653 alkol kullanmayan bayan karşılaştırılmıştır. Her 10 g/gün alkolün risk i %10 artırdığı belirlenmiştir.

Alkolün bu etkisinin alkolün metabolizması sırasında oluşan acetaldehidin karsinogen oluşu, yine alkol alanlarda östrojen seviyesinin yükselişi ve immun sistemin etkilenmesinin kötü beslenme soncu olabileceği speküle edilmektedir.

 

Diyet:

Serbest oksijen radikalleri içeren çok pişmiş et yemek veya fazla ansatüre yağ tüketimi meme kanseri riskini artırırken, poli satüre yağ tüketimi omega 3 yağ asitleri tüketimi ve sebze meyve ağırlıklı beslenmede ise meme kanseri riski azalmaktadır.

 

Şişmanlık:

Menapozdan sonra şişmanlık meme kanseri riskini artırıyor. Hormon replasman tedavisi almayan obez kadınlarda RR=2 olarak hesaplanmaktadır. Her 5 kg artış riski %8 artırıyor.

Sebep yağdokusu kaynaklı östrojenin artımı olduğu düşünülmektedir. Premenapozal kadınlarda şişmanlık riski azaltıyor.

 

Diğer risk faktörleri:

Kemik dansitesi artması meme kanseri rölatif riskini artırmaktadır.( RR= 2-3,5). Bu artışın yine artmış östrojen ile ilgili olduğu sanılmaktadır.

Meme Kanseri Risk Faktörleri

© 2023 by GREG SAINT. Proudly created with Wix.com

  • s-facebook
  • Twitter Metallic
  • s-linkedin